1. Kuzey Suriye Rekabeti ve Kadeş Savaşı
Hititler ve Mısır, Doğu Akdeniz'e çıkış yolu olan ve Mezopotamya ile Anadolu arasındaki ticareti birbirine bağlayan Kuzey Suriye'yi (özellikle Amurru bölgesini) kontrol edebilmek için sürekli bir rekabet içindeydiler.
Bu egemenlik mücadelesi, Hitit Kralı II. Muvatalli ile Mısır Firavunu II. Ramses'i antik dünyanın en büyük meydan muharebelerinden biri olan Kadeş Savaşı'nda (M.Ö. 1274) karşı karşıya getirmiştir.
Her iki tarafın da ağır kayıplar verdiği bu savaş, iki süper gücün de birbirini savaş yoluyla kesin olarak yok edemeyeceğini anlamasını sağlamıştır.
2. Asur Tehdidinin Doğuşu ve Bozulan Denge
Kadeş Savaşı'nın ardından uluslararası konjonktürde dengeler tamamen değişmiştir.
Doğuda giderek saldırganlaşan ve güçlenen Asur İmparatorluğu, Hititler için bir tampon devlet işlevi gören Mitanni Krallığı'nı işgal etmiş ve yıkmıştır.
Asur ordularının Fırat Nehri'ne kadar dayanarak doğrudan Hitit sınırlarını tehdit etmeye başlaması, Ön Asya'nın siyasi haritasını derinden sarsmış ve Asur'u hem Hititler hem de Mısır için ortak, çok büyük bir tehlike haline getirmiştir.
3. Ortak Düşmana Karşı İttifak: Kadeş Barış Antlaşması
Bölgede Asurluların büyük ve kontrol edilemez bir güç haline gelmesini önleme zorunluluğu, yıllarca birbirleriyle savaşan Mısır ve Hitit devletlerini barışa ve ittifaka iten en temel motivasyon olmuştur.
Kadeş Savaşı'ndan 16 yıl sonra (M.Ö. 1259) III. Hattuşili ile II. Ramses arasında imzalanan meşhur Kadeş Barış Antlaşması, basit bir ateşkes değil; doğrudan büyüyen Asur tehdidine karşı kurgulanmış bir karşılıklı savunma ittifakıdır.
Antlaşmadaki "Taraflardan birine düşman bir ülke saldırdığında diğeri yardım edecektir." maddesi, her iki devletin bekası için Asur'a karşı oluşturulmuş güçlü bir diplomatik kalkandır.
Bu anlaşmayla iki eski düşman müttefik olmuş, Hitit prenseslerinin firavunla evlenmesiyle bu uluslararası ittifak kan bağıyla da perçinlenmiştir.
4. Asur'a Karşı Ekonomik Ambargo
Hitit diplomasisi sadece barış antlaşmalarıyla sınırlı kalmamış, askeri yenilgilerin ardından uluslararası ekonomik yaptırımları da devreye sokmuştur.
Kral IV. Tudhaliya döneminde, Hititler Fırat'ın doğusuna kadar ilerleyen Asur Kralı I. Tukulti-Ninurta'ya karşı Nihriya Muharebesi'ni (M.Ö. 1237) kaybetmişler ve topraklarının bir bölümünü Asurlulara bırakmak zorunda kalmışlardır.
Askeri bir karşılık vermek yerine Tudhaliya, zekice bir diplomatik manevrayla Asur'a karşı ekonomik ambargo ilan etmiştir.
Kendisine bağlı olan vasal krallıklara (Amurru ve Ugarit gibi Akdeniz liman kentlerine), limanlarını Asur gemilerine kapatmalarını ve Asur topraklarına hiçbir tüccar göndermemelerini kesin bir dille emretmiş; böylece Asur mallarının Anadolu'ya ve Akdeniz'e ulaşmasını engelleyerek düşmanını ticari yolla boğmayı hedeflemiştir.
Sonuç
Siyasi tarih bağlamında Hititlerin dış politikası, tek bir güce veya ezberlenmiş düşmanlıklara dayalı değildi.
Başlangıçta Suriye'nin hâkimi olabilmek için Mısır'ı en büyük rakip olarak gören Hititler; Asur'un doğudan gelen yıkıcı yükselişini fark ettiklerinde derhal Mısır ile barışarak tarihin ilk yazılı savunma ittifakını kurmuş ve uluslararası bir denge politikası yürütmüşlerdir.
Bu süreç, devletlerin kendi varlıklarını sürdürebilmek için kılıç kadar diplomasiye, stratejik evliliklere ve ekonomik yaptırımlara da başvurduğu, çağdaş uluslararası ilişkilerin kusursuz bir ilk örneğini temsil etmektedir.