Giriş
Hititler, Anadolu coğrafyasında kurulmuş olan ilk büyük imparatorluk olarak tarihe yön vermiş en önemli medeniyetlerden biridir. Tunç Çağı'ndan Demir Çağı'na geçişte askeri, teknolojik ve hukuki açıdan öncü bir rol oynamışlardır.
Bölüm 1: Kökenleri, Ortaya Çıkışları ve İsimlendirme
Hititlerin Kökeni: Hititler, Hint-Avrupa dil ailesine mensup bir kavimdir. Anadolu'nun yerli halkı olmayıp, Kafkaslar veya Karadeniz'in kuzeyi üzerinden göç ederek Anadolu'ya geldikleri düşünülmektedir.
İsimlendirme ve Dil: Hititler kendilerine "Hitit" dememişlerdir; kendi dillerine "Neşaca" (Neşili) ve kendilerine Kaniş/Kayseri bölgesine atfen "Neşalı" demişlerdir. "Hitit" veya "Eti" ismi, Tevrat'ta geçen "Hethoğulları" ifadesinden esinlenerek modern bilim insanları tarafından literatüre kazandırılmıştır.
Hattiler ve Asur Ticaret Kolonileri: Hititler Anadolu'ya geldiklerinde yerli halk olan ve Hint-Avrupa kökenli olmayan Hattiler ile karşılaşmışlardır. Onların zengin kültürünü, sanatını ve ülke ismini benimseyerek topraklarını "Hatti Ülkesi" olarak adlandırmışlardır. Hitit öncesi dönemde (M.Ö. 2000'li yıllar), Asurlu tüccarlar Anadolu'da "Karum" adı verilen ticaret merkezleri (en büyüğü Kaniş/Kültepe) kurmuş ve Anadolu'yu yazıyla tanıştırmışlardır.
Anitta ve Hattuşa'nın Lanetlenmesi: Hitit krallarının atası sayılan Kuşşara ve Neşa Kralı Anitta, Anadolu'daki şehir devletlerini birleştirmeye çalışmıştır. Anitta, Hatti kenti Hattuşa'yı fethetmiş ancak şehri tamamen tahrip ederek yerine yaban otu ektirmiş ve şehri yeniden iskan edecek olanları lanetlemiştir.
Bölüm 2: Eski Krallık Dönemi ve Kuruluş
I. Hattuşili (Labarna): Anitta'nın lanetine rağmen, Labarna adlı kral Hattuşa'yı yeniden yerleşime açarak başkent yapmış ve "Hattuşalı" anlamına gelen Hattuşili adını almıştır. Böylece krallık resmen kurulmuştur. I. Hattuşili, sınırları genişleterek çivi yazısının bölgede kullanılmasını sağlamıştır.
I. Murşili ve Babil'in Fethi (M.Ö. 1595): I. Hattuşili'nin torunu I. Murşili, Hitit ordusunu Mezopotamya'nın derinliklerine götürerek Babil İmparatorluğu'nu fethetmiş ve Hammurabi hanedanlığına son vermiştir. Ancak coğrafi uzaklık nedeniyle orada kalıcı olamayıp geri dönmüştür.
Karanlık Çağ ve Gaspçı Krallar Devri: Babil fatihi I. Murşili, geri döndüğünde suikastla öldürülmüş ve Hitit tarihinde taht kavgalarının sürdüğü bir gasp dönemi başlamıştır. Bu kargaşa evresinde kuzeydeki Kaşkalar Hitit toprakları için büyük bir tehdit oluşturmaya başlamıştır.
Bölüm 3: Telepinu Fermanı ve Yeniden Yükseliş
Kral Telepinu ve Fermanı: Kaosu durduran kral Telepinu, taht kavgalarını bitirmek için ünlü Telepinu Fermanı'nı yayımlamıştır. Bu fermanda birinci ve ikinci dereceden erkek çocukların, yoksa da kızların eşlerinin tahta geçiş sırası anayasal bir kurala bağlanmıştır. Ayrıca yargı yetkisine sahip soylulardan oluşan Pankuş Meclisi kurulmuştur.
Bölüm 4: Orta Krallık ve Hurri Etkisi
Karanlık dönemin ardından devlet yeniden toparlanmış, Batı Anadolu yönünde askeri seferler düzenlenmiştir. Bu dönemde Hurri kültürü ve dini, Hitit sarayına ve inanç sistemine derinden nüfuz etmiştir. Kralların ikinci bir Hurrice isim kullanması bu dönemde yaygınlaşmıştır.
Bölüm 5: İmparatorluk (Yeni Krallık) Dönemi ve I. Şuppiluliuma
I. Şuppiluliuma'nın Yükselişi: Askeri dehasıyla Hitit devletini bir süper güce dönüştüren imparatorluk kurucusudur. Mitanni devletini çökertmiş, Kargamış ve Halep'i alarak vasal devletler kurmuştur.
Mısır Kraliçesi'nin Mektubu (Zannanza Olayı): Firavun Tutankhamun'un ölümü üzerine, eşi Ankhesenamun Şuppiluliuma'ya mektup yazarak oğullarından birini eş ve firavun olması için göndermesini talep etmiştir. Gönderilen prens Zannanza yolda suikastla öldürülünce büyük bir savaş başlamış, ancak esirlerle gelen veba salgını ülkede 20 yıl sürmüştür.
Bölüm 6: II. Murşili ve Veba Duaları
Genç Kralın Sınavı: Vebadan ölen babasının ardından genç yaşta tahta çıkan II. Murşili, ayaklanmaları bastırmış ve Arzawa isyanlarını sonlandırmıştır. Çaresiz kaldığı veba salgını için yazdığı ve edebiyat tarihi açısından eşsiz olan "Veba Duaları" ile tanrılardan af dilemiştir.
Bölüm 7: Muwatalli, Kadeş Savaşı ve Dünya Siyaseti
Kadeş Savaşı (M.Ö. 1274): Mısır firavunu II. Ramses ile Hitit kralı II. Muwatalli, Suriye hakimiyeti için Kadeş önlerinde çarpışmıştır. Hitit ordusu uyguladığı taktiksel pusularla Mısır ordusuna büyük zayiatlar verdirmiş ve Suriye'deki Hitit kontrolünü sürdürmüştür.
Bölüm 8: III. Hattuşili, Puduhepa ve Kadeş Barış Antlaşması
Kraliçe Puduhepa ve Kadeş Antlaşması (M.Ö. 1259): Güçlenen Asur tehdidine karşı Mısır ve Hitit devletleri tarihin bilinen ilk yazılı eşit barış antlaşmasını imzalamıştır. Kizzuwatnalı rahibe kraliçe Puduhepa diplomatik görüşmelerde ve mühür basımında aktif rol oynamıştır.
Bölüm 9: IV. Tudhaliya, Yıkılış ve Geç Hititler
Çöküş ve Sonrası: IV. Tudhaliya döneminde Yazılıkaya kabartmaları tamamlanmıştır. Ancak kuraklık, kıtlık, Asur baskısı ve Batı'dan gelen Deniz Kavimleri istilası sonucu M.Ö. 1180 civarında krallık çökmüştür. Soylu yöneticiler Güneydoğu Anadolu'ya çekilerek Geç Hitit Şehir Devletleri halinde varlıklarını sürdürmüşlerdir.
Bölüm 10: Devlet Yönetimi, Hukuk ve Toplumsal Yapı
Kraliyet ailesini denetleyen Pankuş Meclisi sınırlı monarşinin ilk örneklerindendir. Hitit hukuku kısas yerine tazminat esasına dayalı insancıl kurallar içerir ve kadın hakları Mezopotamya uygarlıklarına göre oldukça gelişmiştir.
Bölüm 11: Din, Mitoloji ve Bin Tanrılı Halk
Hititler fethettikleri coğrafyaların tanrılarını da panteonlarına dahil ettikleri için "Bin Tanrılı Halk" olarak adlandırılmışlardır. Mitolojideki Kumarbi ve İlluyanka efsaneleri daha sonra Yunan mitolojisini de derinden etkilemiştir.
Bölüm 12: Ekonomi, Teknoloji, Ordu ve Mimari
Demir işlemeciliği teknolojisini tekelinde tutan Hititler, 3 kişilik ağır savaş arabalarıyla askeri alanda üstünlük sağlamışlardır. Hattuşa'daki anıtsal taş mimari surlar, yer altı tahıl siloları ve su barajları mühendislik seviyelerini göstermektedir.
Bölüm 13: Köken ve Kimlik Analizi (Anadolu Medeniyeti Bağlamında)
Hitit medeniyetinin kökeni ve kimliği, tek bir etnik grubun tarihinden ziyade, Anadolu'nun zorlu coğrafyasında farklı kültürlerin, dillerin ve inançların bir araya gelerek oluşturduğu zengin ve çok katmanlı bir sentezdir.
1. Kökenleri ve Anadolu'ya Göçleri
Hititler, köken olarak Anadolu'nun yerli halkı değildir; dilleri incelendiğinde Hint-Avrupa kökenli bir topluluk oldukları anlaşılmaktadır. Yaklaşık olarak M.Ö. 2000'li yıllarda, hatta belki de daha erken bir dönemde Anadolu'ya geldikleri düşünülmektedir.
Göç yolları hakkında bilim dünyasında kesin bir fikir birliği yoktur. Bazı araştırmacılar Kafkaslar üzerinden, bazıları Balkanlar ve Boğazlar yoluyla, bazıları ise Karadeniz'in kuzeyi (Kırım bölgesi) üzerinden Anadolu'ya ulaştıklarını savunmaktadır. Hint-Avrupa dillerinin anavatanının genellikle Doğu Avrupa'dan başlayıp Kafkasya'ya uzanan bölge (Kurgan kültürü) olduğu tezi yaygındır. Bu göç dalgasıyla Anadolu'ya Luviler ve Palalar gibi diğer Hint-Avrupa kökenli akraba kavimlerle birlikte geldikleri ve asıl olarak Kızılırmak kavsi içine, Orta Anadolu'ya yerleştikleri belirtilmektedir.
2. İsimlendirme: Kendilerine Ne Diyorlardı?
Modern tarih yazımında kullandığımız "Hitit" ismi, aslında bu halkın kendisine verdiği bir isim değildir. Hititlerin köken ve kimlik algısındaki en ilginç detaylardan biri budur:
- Neşalı Kimliği: Hititler kendilerini, Anadolu'daki ilk siyasi merkezlerinden biri olan Kaniş (Kültepe) kentinin diğer adı olan "Neşa" şehrine atfen "Neşalı" (Neşa umnili) olarak tanımlamışlardır. Dillerine de "Neşaca" (Neşili / Naşili) demişlerdir.
- Hatti Ülkesi: Anadolu'ya geldiklerinde, bölgenin yerli ve Hint-Avrupa kökenli olmayan halkı Hattiler idi. Hititler bölgede egemenlik kurduktan sonra bile kendi ülkelerini "Hatti Ülkesi" olarak isimlendirmeye devam etmişler, yani yerli halkın ve coğrafyanın adını benimsemişlerdir.
- Hitit İsminin Doğuşu: Bugün kullandığımız "Hitit" (veya Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki adıyla "Eti") kelimesi, Tevrat'ta geçen "Hethoğulları" veya "Heta" ifadelerinin Kutsal Kitapların modern Batı dillerine çevrilmesiyle literatüre girmiş modern bir isimlendirmedir.
3. Çok Kültürlü Bir İmparatorluk Kimliği
Hitit kimliği saf ve homojen bir yapı değil, adeta bir imparatorluk mozaiğiydi. Uzmanlar Hitit yapısını, bünyesinde birçok farklı kavmi barındıran imparatorlukların çok kültürlü yapısına benzetmektedir. Bu mozaik kimliğin temel unsurları şunlardır:
- Hatti Etkisi: İlk olarak yerli halk Hattilerin medeniyetinden, sanatından ve mitolojisinden yoğun şekilde beslendiler. Bugün "Hitit Güneş Kursu" olarak bilinen meşhur semboller bile aslında Hatti kültürüne aittir.
- Hurri Etkisi: Orta Hitit ve İmparatorluk dönemlerine gelindiğinde Hitit kimliğine yoğun bir Hurri etkisi sızmıştır. Kraliçelerin birçoğu (örneğin Puduhepa) Hurri kökenliydi ve krallar tahta geçtiklerinde Hititçe adlarının yanı sıra ikinci bir Hurrice isim (örneğin III. Murşili'nin adı Urhi-Teşup idi) almaya başlamışlardı. Hatta baştanrıları bile zamanla Hurrice "Teşup" adıyla anılır olmuştur.
- Bin Tanrılı Halk (Diplomatik ve Dini Kimlik): Hititler son derece pragmatik ve hoşgörülü bir dini kimliğe sahipti. Fethettikleri coğrafyalardaki halkların tanrılarını yok saymak yerine, onları da kendi tanrılar topluluğuna dahil ettiler. Luvi, Hatti, Hurri, Sümer, Babil, hatta Hint-Ari tanrılarına bile tapındıkları için kendilerine "Bin Tanrılı Halk" denilmişti. Bu, imparatorluğun farklı unsurlarını bir arada tutan birleştirici bir devlet politikası kimliğiydi.
4. Dil ve İletişim Kimliği
Yönetici elitin anadili olan Hititçe, bugün varlığı bilinen ve yazılı belge bırakan en eski Hint-Avrupa dili olarak kabul edilmektedir. Ancak devletin iletişim kimliği de çok yönlüydü:
- Devletin ve diplomasinin uluslararası yazışmalarında dönemin ortak dili (lingua franca) olan Akatça kullanılıyordu (örneğin Mısır kraliçesiyle veya firavunla yapılan yazışmalar ve Kadeş Antlaşması).
- Saray içi arşivlerde Mezopotamya'dan uyarlanan çivi yazısını kullanırken, halka hitap eden anıtsal kaya kabartmalarında ve mühürlerde ise Hititlerin kendi icat ettikleri (Luvi diline daha yakın olan) Anadolu Hiyeroglifini kullanmışlardır. Bu, yönettikleri çok dilli Anadolu halkıyla iletişim kurabilmek için oluşturdukları görsel bir kimlik aracıydı.
Sonuç olarak; Hitit medeniyeti, etnik olarak Kafkaslar/Karadeniz üzerinden gelen Hint-Avrupalı göçmen bir kabile olarak tarih sahnesine çıksa da kimliğini Anadolu topraklarının yerli Hattilerinden, Mezopotamya'nın yazılı kültüründen, Hurrilerin ve Luvilerin inanç sistemlerinden sentezleyerek oluşturmuştur. Onların en büyük medeniyet başarısı, bu parçalanmış coğrafyayı ve etnik/kültürel farklılıkları asimile edip yok etmek yerine, kapsayıcı bir "Hatti Ülkesi" çatısı altında birleştirerek antik dünyanın en büyük süper güçlerinden birine dönüştürebilmiş olmalarıdır.
Hititlerin Kökeni: Hititler, Hint-Avrupa dil ailesine mensup bir kavimdir. Anadolu'nun yerli halkı olmayıp, Kafkaslar veya Karadeniz'in kuzeyi üzerinden göç ederek Anadolu'ya geldikleri düşünülmektedir.
İsimlendirme ve Dil: Hititler kendilerine "Hitit" dememişlerdir; kendi dillerine "Neşaca" (Neşili) ve kendilerine Kaniş/Kayseri bölgesine atfen "Neşalı" demişlerdir. "Hitit" veya "Eti" ismi, Tevrat'ta geçen "Hethoğulları" ifadesinden esinlenerek modern bilim insanları tarafından literatüre kazandırılmıştır.
Hattiler ve Asur Ticaret Kolonileri: Hititler Anadolu'ya geldiklerinde yerli halk olan ve Hint-Avrupa kökenli olmayan Hattiler ile karşılaşmışlardır. Onların zengin kültürünü, sanatını ve ülke ismini benimseyerek topraklarını "Hatti Ülkesi" olarak adlandırmışlardır. Hitit öncesi dönemde (M.Ö. 2000'li yıllar), Asurlu tüccarlar Anadolu'da "Karum" adı verilen ticaret merkezleri (en büyüğü Kaniş/Kültepe) kurmuş ve Anadolu'yu yazıyla tanıştırmışlardır.
Anitta ve Hattuşa'nın Lanetlenmesi: Hitit krallarının atası sayılan Kuşşara ve Neşa Kralı Anitta, Anadolu'daki şehir devletlerini birleştirmeye çalışmıştır. Anitta, Hatti kenti Hattuşa'yı fethetmiş ancak şehri tamamen tahrip ederek yerine yaban otu ektirmiş ve şehri yeniden iskan edecek olanları lanetlemiştir.
Bölüm 2: Eski Krallık Dönemi ve Kuruluş
I. Hattuşili (Labarna): Anitta'nın lanetine rağmen, Labarna adlı kral Hattuşa'yı yeniden yerleşime açarak başkent yapmış ve "Hattuşalı" anlamına gelen Hattuşili adını almıştır. Böylece krallık resmen kurulmuştur. I. Hattuşili, sınırları genişleterek çivi yazısının bölgede kullanılmasını sağlamıştır.
I. Murşili ve Babil'in Fethi (M.Ö. 1595): I. Hattuşili'nin torunu I. Murşili, Hitit ordusunu Mezopotamya'nın derinliklerine götürerek Babil İmparatorluğu'nu fethetmiş ve Hammurabi hanedanlığına son vermiştir. Ancak coğrafi uzaklık nedeniyle orada kalıcı olamayıp geri dönmüştür.
Karanlık Çağ ve Gaspçı Krallar Devri: Babil fatihi I. Murşili, geri döndüğünde suikastla öldürülmüş ve Hitit tarihinde taht kavgalarının sürdüğü bir gasp dönemi başlamıştır. Bu kargaşa evresinde kuzeydeki Kaşkalar Hitit toprakları için büyük bir tehdit oluşturmaya başlamıştır.
Bölüm 3: Telepinu Fermanı ve Yeniden Yükseliş
Kral Telepinu ve Fermanı: Kaosu durduran kral Telepinu, taht kavgalarını bitirmek için ünlü Telepinu Fermanı'nı yayımlamıştır. Bu fermanda birinci ve ikinci dereceden erkek çocukların, yoksa da kızların eşlerinin tahta geçiş sırası anayasal bir kurala bağlanmıştır. Ayrıca yargı yetkisine sahip soylulardan oluşan Pankuş Meclisi kurulmuştur.
Bölüm 4: Orta Krallık ve Hurri Etkisi
Karanlık dönemin ardından devlet yeniden toparlanmış, Batı Anadolu yönünde askeri seferler düzenlenmiştir. Bu dönemde Hurri kültürü ve dini, Hitit sarayına ve inanç sistemine derinden nüfuz etmiştir. Kralların ikinci bir Hurrice isim kullanması bu dönemde yaygınlaşmıştır.
Bölüm 5: İmparatorluk (Yeni Krallık) Dönemi ve I. Şuppiluliuma
I. Şuppiluliuma'nın Yükselişi: Askeri dehasıyla Hitit devletini bir süper güce dönüştüren imparatorluk kurucusudur. Mitanni devletini çökertmiş, Kargamış ve Halep'i alarak vasal devletler kurmuştur.
Mısır Kraliçesi'nin Mektubu (Zannanza Olayı): Firavun Tutankhamun'un ölümü üzerine, eşi Ankhesenamun Şuppiluliuma'ya mektup yazarak oğullarından birini eş ve firavun olması için göndermesini talep etmiştir. Gönderilen prens Zannanza yolda suikastla öldürülünce büyük bir savaş başlamış, ancak esirlerle gelen veba salgını ülkede 20 yıl sürmüştür.
Bölüm 6: II. Murşili ve Veba Duaları
Genç Kralın Sınavı: Vebadan ölen babasının ardından genç yaşta tahta çıkan II. Murşili, ayaklanmaları bastırmış ve Arzawa isyanlarını sonlandırmıştır. Çaresiz kaldığı veba salgını için yazdığı ve edebiyat tarihi açısından eşsiz olan "Veba Duaları" ile tanrılardan af dilemiştir.
Bölüm 7: Muwatalli, Kadeş Savaşı ve Dünya Siyaseti
Kadeş Savaşı (M.Ö. 1274): Mısır firavunu II. Ramses ile Hitit kralı II. Muwatalli, Suriye hakimiyeti için Kadeş önlerinde çarpışmıştır. Hitit ordusu uyguladığı taktiksel pusularla Mısır ordusuna büyük zayiatlar verdirmiş ve Suriye'deki Hitit kontrolünü sürdürmüştür.
Bölüm 8: III. Hattuşili, Puduhepa ve Kadeş Barış Antlaşması
Kraliçe Puduhepa ve Kadeş Antlaşması (M.Ö. 1259): Güçlenen Asur tehdidine karşı Mısır ve Hitit devletleri tarihin bilinen ilk yazılı eşit barış antlaşmasını imzalamıştır. Kizzuwatnalı rahibe kraliçe Puduhepa diplomatik görüşmelerde ve mühür basımında aktif rol oynamıştır.
Bölüm 9: IV. Tudhaliya, Yıkılış ve Geç Hititler
Çöküş ve Sonrası: IV. Tudhaliya döneminde Yazılıkaya kabartmaları tamamlanmıştır. Ancak kuraklık, kıtlık, Asur baskısı ve Batı'dan gelen Deniz Kavimleri istilası sonucu M.Ö. 1180 civarında krallık çökmüştür. Soylu yöneticiler Güneydoğu Anadolu'ya çekilerek Geç Hitit Şehir Devletleri halinde varlıklarını sürdürmüşlerdir.
Bölüm 10: Devlet Yönetimi, Hukuk ve Toplumsal Yapı
Kraliyet ailesini denetleyen Pankuş Meclisi sınırlı monarşinin ilk örneklerindendir. Hitit hukuku kısas yerine tazminat esasına dayalı insancıl kurallar içerir ve kadın hakları Mezopotamya uygarlıklarına göre oldukça gelişmiştir.
Bölüm 11: Din, Mitoloji ve Bin Tanrılı Halk
Hititler fethettikleri coğrafyaların tanrılarını da panteonlarına dahil ettikleri için "Bin Tanrılı Halk" olarak adlandırılmışlardır. Mitolojideki Kumarbi ve İlluyanka efsaneleri daha sonra Yunan mitolojisini de derinden etkilemiştir.
Bölüm 12: Ekonomi, Teknoloji, Ordu ve Mimari
Demir işlemeciliği teknolojisini tekelinde tutan Hititler, 3 kişilik ağır savaş arabalarıyla askeri alanda üstünlük sağlamışlardır. Hattuşa'daki anıtsal taş mimari surlar, yer altı tahıl siloları ve su barajları mühendislik seviyelerini göstermektedir.
Bölüm 13: Köken ve Kimlik Analizi (Anadolu Medeniyeti Bağlamında)
Hitit medeniyetinin kökeni ve kimliği, tek bir etnik grubun tarihinden ziyade, Anadolu'nun zorlu coğrafyasında farklı kültürlerin, dillerin ve inançların bir araya gelerek oluşturduğu zengin ve çok katmanlı bir sentezdir.
1. Kökenleri ve Anadolu'ya Göçleri
Hititler, köken olarak Anadolu'nun yerli halkı değildir; dilleri incelendiğinde Hint-Avrupa kökenli bir topluluk oldukları anlaşılmaktadır. Yaklaşık olarak M.Ö. 2000'li yıllarda, hatta belki de daha erken bir dönemde Anadolu'ya geldikleri düşünülmektedir.
Göç yolları hakkında bilim dünyasında kesin bir fikir birliği yoktur. Bazı araştırmacılar Kafkaslar üzerinden, bazıları Balkanlar ve Boğazlar yoluyla, bazıları ise Karadeniz'in kuzeyi (Kırım bölgesi) üzerinden Anadolu'ya ulaştıklarını savunmaktadır. Hint-Avrupa dillerinin anavatanının genellikle Doğu Avrupa'dan başlayıp Kafkasya'ya uzanan bölge (Kurgan kültürü) olduğu tezi yaygındır. Bu göç dalgasıyla Anadolu'ya Luviler ve Palalar gibi diğer Hint-Avrupa kökenli akraba kavimlerle birlikte geldikleri ve asıl olarak Kızılırmak kavsi içine, Orta Anadolu'ya yerleştikleri belirtilmektedir.
2. İsimlendirme: Kendilerine Ne Diyorlardı?
Modern tarih yazımında kullandığımız "Hitit" ismi, aslında bu halkın kendisine verdiği bir isim değildir. Hititlerin köken ve kimlik algısındaki en ilginç detaylardan biri budur:
- Neşalı Kimliği: Hititler kendilerini, Anadolu'daki ilk siyasi merkezlerinden biri olan Kaniş (Kültepe) kentinin diğer adı olan "Neşa" şehrine atfen "Neşalı" (Neşa umnili) olarak tanımlamışlardır. Dillerine de "Neşaca" (Neşili / Naşili) demişlerdir.
- Hatti Ülkesi: Anadolu'ya geldiklerinde, bölgenin yerli ve Hint-Avrupa kökenli olmayan halkı Hattiler idi. Hititler bölgede egemenlik kurduktan sonra bile kendi ülkelerini "Hatti Ülkesi" olarak isimlendirmeye devam etmişler, yani yerli halkın ve coğrafyanın adını benimsemişlerdir.
- Hitit İsminin Doğuşu: Bugün kullandığımız "Hitit" (veya Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki adıyla "Eti") kelimesi, Tevrat'ta geçen "Hethoğulları" veya "Heta" ifadelerinin Kutsal Kitapların modern Batı dillerine çevrilmesiyle literatüre girmiş modern bir isimlendirmedir.
3. Çok Kültürlü Bir İmparatorluk Kimliği
Hitit kimliği saf ve homojen bir yapı değil, adeta bir imparatorluk mozaiğiydi. Uzmanlar Hitit yapısını, bünyesinde birçok farklı kavmi barındıran imparatorlukların çok kültürlü yapısına benzetmektedir. Bu mozaik kimliğin temel unsurları şunlardır:
- Hatti Etkisi: İlk olarak yerli halk Hattilerin medeniyetinden, sanatından ve mitolojisinden yoğun şekilde beslendiler. Bugün "Hitit Güneş Kursu" olarak bilinen meşhur semboller bile aslında Hatti kültürüne aittir.
- Hurri Etkisi: Orta Hitit ve İmparatorluk dönemlerine gelindiğinde Hitit kimliğine yoğun bir Hurri etkisi sızmıştır. Kraliçelerin birçoğu (örneğin Puduhepa) Hurri kökenliydi ve krallar tahta geçtiklerinde Hititçe adlarının yanı sıra ikinci bir Hurrice isim (örneğin III. Murşili'nin adı Urhi-Teşup idi) almaya başlamışlardı. Hatta baştanrıları bile zamanla Hurrice "Teşup" adıyla anılır olmuştur.
- Bin Tanrılı Halk (Diplomatik ve Dini Kimlik): Hititler son derece pragmatik ve hoşgörülü bir dini kimliğe sahipti. Fethettikleri coğrafyalardaki halkların tanrılarını yok saymak yerine, onları da kendi tanrılar topluluğuna dahil ettiler. Luvi, Hatti, Hurri, Sümer, Babil, hatta Hint-Ari tanrılarına bile tapındıkları için kendilerine "Bin Tanrılı Halk" denilmişti. Bu, imparatorluğun farklı unsurlarını bir arada tutan birleştirici bir devlet politikası kimliğiydi.
4. Dil ve İletişim Kimliği
Yönetici elitin anadili olan Hititçe, bugün varlığı bilinen ve yazılı belge bırakan en eski Hint-Avrupa dili olarak kabul edilmektedir. Ancak devletin iletişim kimliği de çok yönlüydü:
- Devletin ve diplomasinin uluslararası yazışmalarında dönemin ortak dili (lingua franca) olan Akatça kullanılıyordu (örneğin Mısır kraliçesiyle veya firavunla yapılan yazışmalar ve Kadeş Antlaşması).
- Saray içi arşivlerde Mezopotamya'dan uyarlanan çivi yazısını kullanırken, halka hitap eden anıtsal kaya kabartmalarında ve mühürlerde ise Hititlerin kendi icat ettikleri (Luvi diline daha yakın olan) Anadolu Hiyeroglifini kullanmışlardır. Bu, yönettikleri çok dilli Anadolu halkıyla iletişim kurabilmek için oluşturdukları görsel bir kimlik aracıydı.
Sonuç olarak; Hitit medeniyeti, etnik olarak Kafkaslar/Karadeniz üzerinden gelen Hint-Avrupalı göçmen bir kabile olarak tarih sahnesine çıksa da kimliğini Anadolu topraklarının yerli Hattilerinden, Mezopotamya'nın yazılı kültüründen, Hurrilerin ve Luvilerin inanç sistemlerinden sentezleyerek oluşturmuştur. Onların en büyük medeniyet başarısı, bu parçalanmış coğrafyayı ve etnik/kültürel farklılıkları asimile edip yok etmek yerine, kapsayıcı bir "Hatti Ülkesi" çatısı altında birleştirerek antik dünyanın en büyük süper güçlerinden birine dönüştürebilmiş olmalarıdır.