Kökenleri ve Anadolu'ya Göçleri
Hititler, köken olarak Anadolu'nun yerli halkı değildir; Hint-Avrupa dil ailesine mensup bir topluluktur. Yaklaşık olarak M.Ö. 2000'li yıllarda, hatta belki de daha erken bir dönemde Anadolu'ya göç etmişlerdir. Göç yolları konusunda bilim dünyasında farklı teoriler bulunmakla birlikte, araştırmacılar Balkanlar, Kafkaslar veya Karadeniz'in kuzeyi (Kırım bölgesi) üzerinden Anadolu'ya ulaştıklarını ve asıl olarak Kızılırmak kavsi içine yerleştiklerini düşünmektedir. Bu göç sırasında Anadolu'ya Luviler ve Palalar gibi diğer Hint-Avrupa kökenli akraba kavimlerle birlikte geldikleri sanılmaktadır.
"Hitit" İsmindeki Yanılgı ve Gerçek Kimlikleri: Neşalılar
Modern tarih yazımında kullandığımız "Hitit" ismi, aslında bu halkın kendisine verdiği bir isim değildir. Hititler kendilerini, Anadolu'daki ilk siyasi merkezlerinden biri olan Kaniş'in (Kayseri/Kültepe) diğer adı olan "Neşa" kentine atfen "Neşalı" olarak tanımlamışlar ve dillerine de "Neşaca" (Neşili/Naşili) demişlerdir. Bugün kullandığımız "Hitit" kelimesi, Tevrat'ta (Eski Ahit) geçen "Hethoğulları" veya "Heta" ifadelerinin Kutsal Kitapların modern Batı dillerine çevrilmesiyle literatüre girmiş ve Cumhuriyet döneminde Türkçeye "Eti" olarak da uyarlanmış modern bir isimlendirmedir.
Hatti Kültürü Üzerinde Yükselen "Hatti Ülkesi"
Hititler Anadolu'ya geldiklerinde, bölgenin yerli ve Hint-Avrupa kökenli olmayan halkı Hattiler ile karşılaşmışlardır. Hititler bölgede egemenlik kurduktan sonra yerel kültürü yok etmek yerine onu derinden benimsemişler ve yönettikleri imparatorluğa yerli halkın adından ilhamla "Hatti Ülkesi" demeye devam etmişlerdir. Günümüzde Hititleri sembolize eden ünlü "Güneş Kursu" bile aslında Hitit değil, Hatti kültürüne ait bir eserdir.
Çok Kültürlü İmparatorluk Mozaiği ve Hurri Etkisi
Hitit kimliği saf, tek tip bir ırk kimliği değil, bünyesinde birçok farklı kavmi ve kültürü barındıran kozmopolit bir imparatorluk mozaiğiydi. Uzmanlar bu yapıyı, farklı halkları asimile etmek yerine kendi içinde barındıran Osmanlı İmparatorluğu'na benzetmektedir. Özellikle Orta Hitit ve İmparatorluk dönemlerine gelindiğinde Hitit kimliğine yoğun bir Hurri etkisi sızmıştır. Bu etki o kadar güçlüydü ki Hitit kraliçelerinin büyük bir kısmı (örneğin Puduhepa) Hurri kökenli olmuş ve Hitit kralları tahta geçtiklerinde asıl adlarının yanı sıra ikinci bir Hurrice isim almaya başlamışlardır.
"Bin Tanrılı Halk" Olarak Dini ve Politik Kimlik
Hitit kimliğini en iyi yansıtan unsurlardan biri, son derece pragmatik ve hoşgörülü olan dini yapılarıdır. Fethettikleri ya da komşu oldukları halkların (Hatti, Hurri, Luvi, Sümer, Babil, Hindo-Ari vb.) tanrılarını dışlamak yerine kendi panteonlarına dahil ederek kendilerine "Bin Tanrılı Halk" denmesini sağlamışlardır. Bu dini çeşitlilik, Anadolu gibi parçalanmış ve farklı etnik gruplardan oluşan zorlu bir coğrafyayı tek bir devlet idaresi altında bir arada tutabilmek için uygulanan çok başarılı bir siyasi entegrasyon aracıydı.
Dil ve İletişim Kimliği
Hitit yöneticilerinin dili, günümüzde varlığı bilinen en eski Hint-Avrupa dili olarak kabul edilmektedir. Çek dilbilimci Bedrich Hrozny tarafından bu dilin "ekmek" ve "su" (water/wasser) kelimeleri arasındaki Hint-Avrupa benzerliği üzerinden çözülmesi, bu kimliği kanıtlamıştır.
Bununla birlikte Hititler, devleti yönetirken çok dilli bir iletişim kimliği kurmuşlardı:
- Uluslararası yazışmalarda ve diplomaside dönemin ortak dili olan Mezopotamya kökenli Akatça'yı kullanmışlardır.
- Resmi saray arşivlerinde kil tabletlere Babil stilinde Çivi Yazısı işlemişlerdir.
- Halka hitap eden kaya anıtlarında, kitabelerde ve mühürlerde ise kendilerinin icat ettiği ve görsel olarak Mısır sisteminden tamamen bağımsız olan Anadolu (Luvi) Hiyeroglifi'ni kullanmışlardır.
Özet
Hitit kimliği; kökeni dışarıya dayanan ancak Anadolu'nun kadim yerlilerinden, Mezopotamya'nın yazı ve diplomasi kültüründen, komşu devletlerin inançlarından parçalar alıp hepsini "Hatti Ülkesi" çatısı altında ustaca birleştiren eşsiz bir medeniyet harmanıdır.