1. Stratejik Bir Devlet Aklı Olarak Kuruluşu
Hattuşa, aslında Hititlerden önce Anadolu'nun yerel halkı olan Hattilere ait bir merkezdi.
Kuşşara Kralı Anitta burayı fethedip yakıp yıkmış ve "Benden sonra kim burayı iskân ederse Fırtına Tanrısı'nın lanetine uğrasın." diyerek şehri lanetlemişti.
Ancak Hitit Krallığı'nın kurucusu I. Hattuşili, bu laneti hiçe sayarak kenti yeniden inşa etmiş ve başkent yapmıştır.
I. Hattuşili'nin bu kararı salt bir inat değil, derin bir devlet aklının sonucudur; çünkü Hattuşa, sarp vadiler ve kayalıklarla çevrili son derece kolay savunulabilir bir konumdaydı ve dönemin en önemli ticaret yollarının kesişim noktasında yer alıyordu.
2. Bürokrasinin ve Arşivciliğin Merkezi
Hitit devlet yönetimini çağdaşı olan diğer yerel beyliklerden ayıran en büyük özellik, güçlü bir yazılı bürokrasiye sahip olmalarıydı.
Hattuşa, tarihin ilk ve en düzenli devlet arşivlerine ev sahipliği yapmaktaydı.
Şehirdeki tapınak ve saray komplekslerinden günümüze ulaşan 30.000'den fazla kil tablet;
- Yasaları,
- Uluslararası antlaşmaları,
- Diplomatik yazışmaları,
- Kraliyet fermanlarını,
- Mahkeme kayıtlarını
içermektedir.
Bu yazılı arşiv sistemi sayesinde kral, başkentten yüzlerce kilometre uzaktaki yöneticilerine ve vasal krallarına yazılı emirler gönderebilmiş ve merkezi denetimi sağlayabilmiştir.
3. Hukukun ve Yüksek Yargının Merkezi
Hititlerde Büyük Kral yalnızca başkomutan değil, aynı zamanda devletin başyargıcı idi.
Köy ve kasabalardaki sıradan davalar yerel yöneticiler tarafından görülürken;
- Devlete isyan,
- Cinayet,
- Zina,
- Kraliyet ailesine yönelik kara büyü
gibi ağır suçlar mutlaka başkent Hattuşa'da yargılanırdı.
Devletin en yüksek mahkemesi burada bulunur ve kral, bazen kraliçeyle birlikte davalara bizzat başkanlık ederdi.
4. İdari Merkez Olarak Mimari ve Sosyal Devlet Anlayışı
Hattuşa'nın fiziksel yapısı, Hititlerin devlet anlayışını doğrudan yansıtmaktadır.
Tarıma dayalı ekonomide en büyük tehlike kuraklık ve kıtlıktı.
Bu nedenle devlet, halkın iaşesini güvence altına almak amacıyla Hattuşa'da 30.000 kişiyi bir yıl besleyebilecek kapasitede devasa yeraltı tahıl depoları (silolar) inşa etmiştir.
Şehri çevreleyen yaklaşık 7 kilometrelik surlar, Aslanlı Kapı ve Sfenksli Kapı gibi anıtsal yapılar ise yalnızca savunma amacı taşımıyor; başkente gelen yabancı elçilere ve düşmanlara Hitit Devleti'nin gücünü göstermek için psikolojik propaganda aracı olarak da kullanılıyordu.
5. Devletin Bekası İçin Başkentin Taşınması
Hitit devlet anlayışı gerektiğinde son derece radikal idari kararlar alabiliyordu.
İmparatorluk Dönemi'nde Mısır tehdidi büyüyüp Kadeş Savaşı yaklaşınca Kral II. Muvatalli başkenti Hattuşa'dan güneydeki Tarhuntaşşa'ya taşımıştır.
Bu kararın amacı;
- Suriye cephesine ve Mısır'a daha yakın olmak,
- Kuzeyden gelen Kaşka saldırılarından uzaklaşmaktı.
II. Muvatalli'nin ölümünden sonra tahta geçen III. Murşili (Urhi-Teşup), devletin idari bütünlüğünü yeniden sağlamak amacıyla başkenti tekrar Hattuşa'ya taşımıştır.
Sonuç
Hattuşa sadece bir yerleşim yeri değil; yasaların yapıldığı, uluslararası antlaşmaların mühürlendiği, devlet arşivlerinin tutulduğu ve tüm Yakındoğu'yu yöneten bir imparatorluk mekanizmasının merkeziydi.
M.Ö. 1190 dolaylarında yaşanan iç isyanlar, kuraklık ve dış akınlar sonucunda Hattuşa'nın yakılıp yıkılması, merkezi Hitit Devleti'nin de sonunu getirmiştir.